Türkiye Cumhuriyeti kimlik siyasetiyle yönetilmez.
Devlet aklı; kökeni değil, ortak geleceği esas alır.
Bahçeli ve benzeri figürlerin hangi amaca hizmet ettiğini artık görmek zorundayız.
Türkiye’yi bölmeye hiç birinizin gücü yetmez! 🇹🇷
@hdursun.bsky.social
Türkiye Cumhuriyeti kimlik siyasetiyle yönetilmez.
Devlet aklı; kökeni değil, ortak geleceği esas alır.
Bahçeli ve benzeri figürlerin hangi amaca hizmet ettiğini artık görmek zorundayız.
Türkiye’yi bölmeye hiç birinizin gücü yetmez! 🇹🇷
“Düğmeye basıldı” derken mecaz yapmıyoruz.
Bahçeli’nin söylemleriyle PKK sempatizanlarının, mezhepçilerin ve Batı fonlu STK’ların söylemleri şaşırtıcı biçimde örtüşüyor.
Bu normal değil. Bu organize.
Bilin:
Alevi ve Kürt vatandaşlar bu ülkenin asli unsurudur.
Ama ne Alevilik ne Kürtlük bir siyasal pozisyon değil, kültürel ve inançsal kimliktir.
Devlet görevi kimlik pazarlığıyla değil, liyakatle verilir.
Türkiye’yi Lübnanlaştırmaya, Iraklaştırmaya çalışan projelerin ilk adımı etnik ve mezhebi temsiliyet sistemidir.
Bahçeli’nin son söylemleri bu süreci perde arkasından meşrulaştırma çabasıdır.
Bu mantık yürürse:
– Bir bakan Laz olsun, biri Nusayri, biri Roman, biri Süryani…
Devleti kotalarla yönetmeye başlarsınız.
Yarın her grubun kendi bayrağı, kendi eğitimi, kendi hukuku talepleri gelir.
Türk siyasetinde yıllarca “bölünmeye karşı en sert duran figür” olarak görülen biri, şimdi adeta kontrollü bir şekilde ayrıştırıcı dil kullanıyor.
Kürt-Alevi ayrımıyla sistem kurmak, milleti kimliklere bölmektir. Bu bir devlet aklı değil, bir operasyon dilidir.
Bahçeli’nin son dönemdeki söylemlerine bakın:
– Türklüğü merkeze almayan anayasadan bahsetti
– Etnik temsiliyet vurgusunu artırdı
– Türk milliyetçiliğini sulandıracak ifadeler kullandı
Tüm bunlar bir tesadüf değil. Bir yerlerden düğmeye basılmış gibi!
Bu açıklama sadece tehlikeli değil, aynı zamanda çok açık bir projeye hizmet eder nitelikte.
Etnik ve mezhebi fay hatlarıyla oynuyorsunuz!
Devlet görevleri etnik veya mezhebi kotaya göre değil, liyakate göre dağıtılır.
“Şu Kürt olsun, bu Alevi olsun” demek, insanları kökenine göre tasnif etmek ve bu ayrımı meşrulaştırmaktır.
Devlet Bahçeli, “Cumhurbaşkanı’nın iki yardımcısı olsun, biri Kürt, biri Alevi olsun” demiş.
Bu yaklaşım, milletin birliğini pekiştirmek yerine kimliklere göre bölüp yönetme anlayışının kapısını aralar. Tehlikeli bir zihniyet.
Mekânın cennet olsun Nihat Genç.
Deliliğin bize akıl, öfken bize cesaret, sözlerin yürek olsun.
Ne mutlu Türk’üm diyene!!
Şimdi bazıları mezarının başında “rahmetli biraz sertti” der belki.
O sertlikti zaten bu ülkenin kalan son vicdanı.
Bu çağda namuslu olmak zaten yalnız kalmaktır.
Nihat Genç’in ardından susanlar, aslında kendi korkularına susuyor.
Çünkü o yaşarken onların sustuklarını haykırdı.
Neoliberalin maskesini de düşürdü, devrimci geçinen taşeronları da ifşa etti.
O, medyada her kapıyı açanlardan olmadı.
Ama halkın kalbine girdi.
Diz çökmedi, dalkavukluk yapmadı.
Ülke elden gidiyor derken dalga geçenler vardı. Şimdi o ülke gözümüzün önünde çürüyor.
Nihat Genç, bu ülkenin şerefli delisiydi.
Söylemekten korkulanı haykırdı.
“Yazın lan bunu!” diye masaya vura vura yazdı.
İçinden geçtiği gibi yaşadı, öyle de gitti.
Geride bize kalan: Vicdan.
Sırrı Süreyya öldüğünde methiyeler düzüldü, dizeler yazıldı.
PKK’ya güzellemeler yapan, Kandil’e selam çakan adama herkes hüzünlendi.
Şimdi Nihat Genç öldü.
Kimseden ses yok.
Niye? Çünkü Nihat Genç’in bir duruşu vardı, bir omurgası.
Adam gibi bir yazar, bir fikir adamı daha göçtü.
Ne Cemaat’e sustu, ne PKK’ya göz kırptı.
Ne sağdan medet umdu, ne soldan aferin bekledi.
Sadece halkı için yazdı, halkı için kavga etti.
Karşılığında ne aldı? Yalnızlık ve sansür.
Nihat Genç’i kaybettik.
Kendi vatanında yalnız bir adam olarak, kimseye eyvallah etmeden, susmadan, korkmadan yaşadı.
Sahi, bu ülkede doğruları korkmadan söyleyen kaç kişi kaldı?
Gelin, hukukun üstünlüğünü birlikte savunalım.
Çünkü mesele sadece siyaset değil, birlikte yaşamanın asgari şartlarıdır.
Bu ülkenin seçilmiş yöneticilerini birer birer tasfiye etmeye çalışmak, sadece bugünün siyasi dengelerini değil, geleceğin toplumsal huzurunu da tehdit eder.
31.05.2025 12:49 — 👍 0 🔁 0 💬 1 📌 0Eğer bugün birilerinin gözaltına alınmasına sessiz kalırsak, yarın sıranın kime geleceğini bilemeyiz.
Çünkü hukuksuzluk, önce hedef gösterileni, sonra herkesi bulur.
İktidar sahiplerine seslenmek gerekir:
Korku üzerine kurulu düzenler uzun ömürlü olmaz.
Toplumlar, bir noktadan sonra sessizliğe değil, cesarete sarılır.
CHP’li ilçe başkanlarının gözaltına alınması, siyaseti adım adım sivil alanın dışına iten bir stratejiye mi işaret ediyor? Bu gidişat, yalnızca bir partiye değil, demokrasiye oy vermiş herkesin düşünmesi gereken bir tabloyu gösteriyor.
31.05.2025 12:48 — 👍 0 🔁 0 💬 2 📌 0Sorulması gereken şu:
Seçimle gelenleri, seçimle mi göndereceğiz; yoksa yargı eliyle mi tasfiye edeceğiz? Hukukun üstünlüğü dediğimiz şey, sadece muhalefet söz konusu olduğunda devreye giriyorsa, orada artık adalet değil, güç dengesi vardır.
16 milyon insanın oy verdiği bir başkan tutuklanıyor.
Şimdi o insanlara hizmet eden yerel yöneticiler de hedefte.
Bu sadece kişilerle değil, halk iradesiyle doğrudan bir çatışmadır.
Artık soru şu:
Bir kişiyi mi hedef alıyorsunuz, yoksa organize şekilde halkın temsilcilerini mi susturuyorsunuz? Seçilmiş bir büyükşehir belediye başkanının ardından şimdi de yerel yöneticiler, ilçe başkanları gözaltında…
Bu zincir nereye kadar uzanacak?
Ekrem İmamoğlu’nun tutuklanmasının ardından şimdi de CHP’li ilçe başkanları gözaltına alınıyor.
Bu bir hukuk süreci mi, yoksa bir siyasal mühendislik mi izliyoruz?
Gerçek adalet, suçluyu affetmek değil; mağdurun hakkını teslim etmektir. Yoksa insanlar artık devlete değil, kendi adaletine sığınır. Bu ülke “bir gün salınırlar” korkusuyla yaşayan mağdurları daha fazla taşıyamaz. Af değil, hesap soran bir hukuk devleti istiyoruz.
29.05.2025 23:09 — 👍 0 🔁 0 💬 0 📌 0Bu ülkede 1 kilo et çalan ceza alıyor, milyonları iç eden “yolsuzluk değil usulsüzlük” diyerek serbest kalıyor. Siz buna af değil çifte standart diyorsunuz. Af, seçime 1 yıl kala halkın gazını alma aracıdır. Toplumsal barış değil, sandık garantileme operasyonudur.
29.05.2025 23:06 — 👍 0 🔁 0 💬 1 📌 0Uyuşturucu baronları, organize çeteler, kadın cinayetleri... Bu ülke her sabah yeni bir suçla uyanırken siz “Toplumsal barış” kılıfıyla ceza mı siliyorsunuz? Cezaevleri doluymuş. Çünkü adalet yerini geç buluyor, çünkü suçun karşılığı caydırıcı değil, çünkü hukuk “güçlü” için işlemiyor.
29.05.2025 23:04 — 👍 0 🔁 0 💬 1 📌 0