Yeni yaşıma girdim.
29 yılın önemli bir kısmı celâli düzeyinde geçti.
Ne kadar kaldıysa, onun da önemli bir kısmı öyle olacak herhalde.
Bu gecenin şarkısı benim için Sofu Baba:
“Ver bir selam al merhaba…
İkiliğe yâr değiliz.”
Gelecek güzel günlere olsun.
Sonuçta ne içeride işleyen bir liyakat ne dışarıda tam bir aidiyet. Biz yurdun içinde, onlar yurdun dışında; ortaya çıkan şey bir kuşak kaybı rejimi: Hareket eden ama ilerleyemeyen, her ne olursa olsun tutunamayan bir gençlik.
Türkiye’de eğitim ve akademik başarı, kamusal bir değer üretmediği gibi istikrarlı bir yaşam vaadine de dönüşmüyor; yurtdışında ise nitelik, geç tanınan ve sürekli sınanan, koşullu bir statüye indirgeniyor. Buna yabancı olmanın her yerde yeniden üretilen yapısal dezavantajları da ekleniyor.
Yurt dışına çok sayıda arkadaşını kaptırmış biri olarak, onlarla yaptığım çoğu konuşmada göçün çoğu zaman bir “çıkış”tan ziyade iki farklı güvencesizlik rejimi arasında sıkışma hâli olduğunu görüyorum.
CHP’nin komisyona sunduğu rapordaki maddeler hayata geçirilmeden, bırakın Kürt Meselesi’ni; herhangi bir şeyin Türkiye’de çözülebileceğine inanmıyorum.
Bugün saat 20.00’de Sayın Eylül Han Tezel’in konuğu olacağım.
İzlemeniz dileğiyle.
Tepkilerin gündeme, direnişin algoritmalara hapsolduğu bir dönemde; dijital alanlarda uğradığımız tahakküm ve direnişi yeniden kurmanın ihtimali üzerine düşündüm.
Okumanız dileğiyle.
progresiftr.com/2025/11/09/d...
CHP’nin komisyona dahil olması o gün nasıl doğruysa; bugün İmralı’ya gitmeme kararı da aynı ölçüde doğrudur. CHP, şeffaf yürümeyen hiçbir sürecin parçası olmayacağını tekrar beyan etmiş oldu. İktidarın özne seçimine karşı da tepkisini kamuoyuna gösterdi.
Bu akşam saat 20.00’de Çağdaş Bayraktar’ın konuğuyum. İzlemeniz dileğiyle.
Siyasal mücadele de, herkesin kendi halinde verdiği emek de hafife alınacak bir şey değil; bu, yoklukla varlık, nefes almakla yaşamak arasındaki bir mücadele.
Ve sanıyorum ki kaybetme lüksümüz kalmadı. O yüzden omuz omuza… Bazen bir selamla, bazen bir umut dolu bakışla. Çünkü başka türlü çıkış yok.
Kendi hayatıma ya da çevreme baktığımda da görüyorum; bu düzende hiçbir acı, hiçbir yük gerçekten ‘kişisel’ değil. Hepimiz aynı baskının, aynı yokluğun içindeyiz.
Uzun zamandır hepimizin içine bir ruh daralması çöktüğünü biliyorum; karamsarlık, yılgınlık, tükenmişlik…
Ama bir adım geri çekildiğimde tek bir gerçek görüyorum: Kazanmaktan başka çaremiz yok. Biraz da kaybedilenler listesinde sona yaklaştığımız için böyle.
Vah ki vah…
Hayal ettiği ve kurucusu olduğu rejime “kahramanca direnen” Bahçeli yazısı da çıktı. Böyle absürtlükler zaten ancak böyle rejimlerde üretilir.
medyascope.tv/2025/11/21/c...
Makulün yok edilmesi ve ötekileştirilmesi bu sürecin yan ürünü değil; iktidar açısından sürecin bizzat içinde olan bir strateji.
Barış gerektiğini düşünen, zamanında Kürt meselesiyle ilgili politik tutumu net olanları dahi iki uçtan birine itiyorlar:
Ya Öcalan merkezli ve rejimi güçlendirecek bir hattın zoraki kabulü,
ya da uç bir sağa savrulan süreç-karşıtlığı.
Öcalan’ı günden güne daha da özneleştirerek süreci radikalleştiriyorlar; bu radikallik hem rejimi tahkim ediyor hem de henüz tehdit oluşturmayacak alternatif sağı besliyor.
Yeni “çözüm süreci” ile birlikte iktidar ortakları makulün zeminini bilinçli biçimde tasfiye ediyor.
Öncü kadın mücadelelerinin çok sevdiğimiz o sözüyle söyleyelim
Biz ekmek istiyoruz.
Ama gül de istiyoruz.
Onlar algıyı örgütlerken biz de gerçeği ve umudu örgütlemek zorundayız.
Asıl mücadele şimdi başlıyor. Medyayı ve kurumsal mekanizmaları, kendi deyimleriyle ahtapot gibi sararak algı üretmeye çalışacaklar; çünkü siyasi ömürleri bu son hamleye bağlanmış durumda.
Unutulmasın: İddianame ile birlikte yalnızca mahkeme değil, halk da hükmünü verecek.
Eleştiriyi kaldıramayan, muhalif akademisyenlere saldırgan söylemlerde bulunan gazeteci arkadaşı en iyi Ahmet Kaya’nın bir şarkı sözü tanımlıyor:
Oportünizme bulaşmış tipik bir orta yolcusun.
Bu akşam saat 20.00’de Çağdaş Bayraktar’ın konuğuyum.
İzlemeniz dileğiyle.
Programın ikinci kısmında saat 17.00’de Kerim Aktacir’in konuğu olacağım. Gündemi tartışacağız.
İzlemeniz dileğiyle.
Bu rejimden çatlak beklemek, çökmekte olan bir düzenin kendi kendini yıkmasını umut etmeye benziyor. Genelde tersine doğru hamleler yapılır.
MHP’yi ayakta tutan şey AKP ile kurduğu rejim; AKP’yi ayakta tutan şey ise MHP’nin desteği. Taraflar belki başka ihtimaller isterdi ama siyasal gerçeklik bu.
Belki bu fikir pek ilgi çekmiyor ama gerçekçi olmakta fayda var: Rejimi oluşturan taraflar arasında çıkar ve güç paylaşımı üzerinden çatlaklar oluşsa da bu, rejimin devamlılığını sarsacak bir noktaya evrilmez. MHP, bürokratik ve yargı merkezlerindeki kazanımlarından vazgeçmeyecektir.
“MHP şifreleri” uzmanları farklı düşünse de, Bahçeli’nin demokratik taleplerle Erdoğan’ın karşısına dikileceğine dair somut hiçbir işaret yok.
Söz alabildiğim her platformda, rejim içinde oluşacak bir çatlağın Bahçeli’den “demokratikleşme hamlesi” doğuracağı beklentisinin olabildiğince ütopik olduğunu söyledim.
Yine, yeniden…
Bu akşam saat 20.00’de Çağdaş Bayraktar’ın konuğuyum.
İzlemeniz dileğiyle.